Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatında insan davranışları açısından dikkatimizi çeken bir başka ahlak ilkesi de adalettir. Maide suresindeki:
“Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizlik yapmaya itmesin. Adaleti her zaman yerine getirin. Takvaya en yakın davranış şekli budur.” ayet-i kerimesi, Peygamberimiz (s.a.v.)in hayatına bütünüyle yansımıştır.
Peygamberimiz (s.a.v.), bütün hayatı boyunca adaletten hiç ayrılmamıştır. Zulüm ve taşkınlığın zıddı olan adalet, her şeyi yerli yerine koymak, hak edenin hakkını vermek şeklinde tarif edilebilir. Bu sebepten dolayıdır ki, toplumdaki dirlik ve düzenin sağlanması ve sürdürülmesi ancak adaletle mümkündür. Bu açıdan her Cuma hutbesinin peşine okuduğumuz Nahl suresindeki:
“Muhakkak ki Allah, adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder. Çirkin işleri, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. Düşünüp tutasınız diye Allah size öğüt verir.”ayet-i kerimesi, geçerliliğini her zaman koruyan evrensel bir ilkedir.
Adalet konusundaki hassasiyetini dile getirmesi ve adaletin nasıl uygulanması gerektiğini göstermesi bakımından şu rivayet son derece önemlidir:
Mahzun oğulları kabilesinden bir kadın hırsızlık yapar. Kabile üyeleri bu kadını affetmesi için Hz.Peygamber’le kimin konuşabileceğini araştırır. Fakat bu konuyu rasulullah’a söylemeye kimse cesaret edemez. Sonunda Usame b.Zeyd, Hz.Peygamber(s.a.v.)’den kadını affetmesini ister. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şunları söyler:
“İsrailoğulları, aralarında makam ve mevki sahibi kişiler hırsızlık yaparsa onlara dokunmazlardı. Ama zayıf ve kimsesiz kişiler hırsızlık yaptıklarında onları cezalandırırlardı. Eğer hırsızlık yapan bu kadın Mahzun oğullarından değil de kendi kızım Fatma dahi olsaydı, onu da cezalandırırdım.”
Adalet, işin ehline verilmesi anlamına da gelmektedir. Bu bakımdan Peygamberimiz (s.a.v.), insanları şu şekilde uyarır: “İşler ehil olmayanlara verildiği zaman kıyameti bekleyiniz.”
Gerçekten de işlerin ehil olmayanlara verildiği toplumlarda, belki de kıyamet günü yaşanabilecek derecede bir karmaşa ve dengesizlik ortaya çıkar. Bu karmaşa da o toplumun sonunu hazırlayabilir.
Peygamberimiz(s.a.v.)’in idaresinde yapılan iş dağıtımlarında etken olan amil, insanların mensup oldukları aile, geldikleri sosyal tabaka ve benzeri etkenler değil, sadece o işe ehil olup olmamalarıdır. Bu anlayışın sonucu olarak, köle iken azad edlmiş bir insan, belki de kendisini azad eden insanlara ordu komutanı olarak atanmış ve bu durum kimseyi rahatsız etmemiştir.
Hepinizin de bildiği gibi her yıl ülkemizde Peygamberimiz (s.a.v.)’in Kutlu Doğumu çeşitli programlarla kutlanmakta. Bu yıl da ilçemizde bir program düzenliyoruz. 14 Nisan Salı günü akşamı saat 20.30 da Serdar Oteli Düğün Salonundaki programımıza televizyonlardan da yakınen tanıdığınız araştırmacı-yazar Ömer Döngeloğlu hocamızı davet ettik. Kendine has anlatımıyla inanıyorum ki gönüllerimizi Asr-ı Saadete doğru tatlı bir yolculuğa çıkaracak. Bu programımıza tüm halkımızı bekliyoruz. Ayrıca yaklaşık 2 aydır çalışmalarını yapmakta olduğumuz, koro elemanları Hendek Müftülüğü Din Görevlilerinden oluşan ve kendilerine semazenlerin de eşlik edeceği topluluğumuz da aynı akşam çok güzel bir Tasavvuf Musikisi konseri verecek.
Tüm halkımızı bu bereketli gecede aramızda görmek istiyoruz. Cenab-ı Allah cümlemizi sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in izinden gidebilmeyi nasib eylesin diyerek hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Saygılarımla.
Şükrü BALKAN
Hendek Müftüsü
KÖŞE YAZARLARI